Pazar, 19 Temmuz 2009

Judo ve Kuraş Federasyonu Başkanı Fatih UYSAL'ın, 2009 Pescara Akdeniz Oyunları sonrası Türk judosu ve judocularının durumuyla ilgili basına yapmış olduğu açıklamadaki "Milli Formayı Giymek Pahalı Olacak!" sözü, UYSAL Federasyonu'nun ilk altı ayını değerlendirme yazısı için düşündüğüm başlığı aramaktan beni kurtardı diyebilirim.

Başkan UYSAL döneminin ilk altı aylık görev süresinde ümit ve gençlerde katıldığımız Uluslararası Turnuvaların hemen hemen hepsinde judocularımız ilk üçe girip madalya kazanırken, büyüklerde katıldığımız Uluslararası Turnuvalar, Avrupa Şampiyonası ve Akdeniz Oyunları'nda maalesef Gülşah KOCATÜRK'ün elde ettiği bir Avrupa üçüncülüğüne ilaveten yine Gülşah KOCATÜRK, Derya CIBIR ve Sezer HUYSUZ'un Akdeniz Oyunları'nda kazandıkları üçüncülüklerden başka bir başarımız yok.

2009 yılının ilk Uluslararası turnuvaları olan ve 24-25 Ocak tarihlerinde gerçekleşen Sofya Bayanlar Dünya Judo Kupası'nda sporcularımız yaptıkları 20 maçın 4'ünde galip gelirken, 16'sında mağlup olurken, Tiflis'teki Erkekler Dünya Judo Kupası'nda da erkek sporcularımız yaptıkları 8 maçın ancak 1'inde galip gelirken diğer 7 maçı kaybedip müsabaka sezonuna kötü bir başlangıç yapıyorlardı.

07-08 Şubat tarihlerinde adeta küçük bir Dünya Şampiyonası olan Paris Süper Dünya Kupası'na katılan erkek ve bayan sporcularımız yine ilk turlarda elenip, tribünlere çıkarken, Hasan YILMAZ'ın elde ettiği 7.likle yetiniyoruz.

Bu defa da 14-15 Şubat'ta Budapeşte Dünya Judo Kupası'nda erkek sporcularımız yaptıkları 11 maçın ancak 2'sinde galip gelirken, 9 maçtan boyunları bükük olarak dönüyorlardı.

Şubat ayının son turnuvası olan Hamburg Süper Dünya Kupası'nda da sporcularımız rakiplerine birer birer yenilirken, sadece bayanlar ağır siklet sporcumuz Belkıs Zehra KAYA'nın 5.liğiyle teselli buluyorduk.

28 Şubat-01 Mart tarihlerinde Varşova'da yapılan ve 6 sporcuyla katıldığımız Erkekler Dünya Judo Kupası'nda 5 judocumuz ilk maçlarda yenilerek elenenirken yine Hasan YILMAZ elde ettiği 7.likle öne çıkıyordu.

2009 yılının en büyük ilk şampiyonası olan ve 24-26 Nisan tarihlerinde Tiflis'te yapılan Büyükler Avrupa Judo Şampiyonası'nda yine erkek ve bayan sporcularımız ilk maçlarda şampiyonadan elenirken, +78 Kg. da Gülşah KOCATÜRK Avrupa üçüncüsü olarak Türkiye'ye judoda yılın ilk bronz madalyasını kazandırıyordu. Bayan sporcumuz KOCATÜRK, bu  şampiyonada aldığı üçüncülük madalyasıyla Türk Judo Milli Takımı'nı Avrupa ülkeleri arasında 20. sıraya taşırken, madalya kazanamadığı 2008 Avrupa Şampiyonası'nda ise aynı Türkiye'yi 40. sıraya yerleştiren bir sporcu oluyordu.  

Bükreş'te 06-07 Haziran tarihlerinde yapılan Dünya Kupası'nda da yapılan 7 maçta 1 galibiyete karşılık 6 mağlubiyet alıp, kahreden sahneleri yeniden yaşıyoruz. Tarihler bu kez 13-14 Haziran'ı gösterdiğinde sahneye yine aynı isim, büyüklerde Türk judosunun kurtarıcısı Gülşah KOCATÜRK çıkıyordu. Madrid'teki Bayanlar Dünya Kupası'nda üçüncü olarak hocalarının ve arkadaşlarının uğradığı mahçubiyeti bir nebze de olsa azaltmaya çalışıyordu.

EJU takviminde yer alan 2009'un Türkiye'de yapılan ilk Uluslararası turnuvası olan Büyükler Boğaziçi Turnuvası'nda erkeklerde tek bir altın madalya dahi alamazken, ancak birer gümüş ve bronz madalyayla yetiniyor, bayanlarda ise adeta Türk sporcular birbirleriyle yarışıyor ve madalyaları aralarında bölüşüyorlardı.

2009 yılının ilk altı ayında Avrupa Judo Şampiyonası'ndan sonraki en büyük organizasyonu olan 16. Pescara Akdeniz Oyunları'nda Türk judocular bir önceki 2005 Almeria Akdeniz Oyunları'ndaki dereceleri geçmek bir yana, o derecelerden çok daha kötü neticeler alarak yurda döndüler. 2005 Almeria Akdeniz Oyunları'nda 2 altın, 2 gümüş ve 4 bronz toplam 8 madalya alan judocularımız 4 sene sonra 2009 Pescara Akdeniz Oyunları'nda ne yazık ki sadece 3 bronz madalya kazanabildiler.

13 Aralık 2008 tarihinde yapılan seçimlerle Judo ve Kuraş Federasyonu Başkanlığı'na seçilen Fatih UYSAL ile Judo ve Kuraş Derneği olarak İstanbul'daki Boğaziçi Judo Turnuvası'nda yaptığımız toplantıda Sayın Başkan, kendisine bir sene süre verilmesini, bu süre içerisinde judoda belirgin bir aşama kaydedilmemesi halinde mevcut teknik kadroda gerekli değişiklikleri yapacağını ve yeni bir ekiple göreve devam edeceğini söylemişti.

Bendeniz, bugün olduğu gibi o gün de oluşturmuş olduğu teknik kadroyla bilhassa büyükler kategorisinde  Avrupa ve Dünya çapında derece alabilmemizin çok zor olduğunu, gerek bayanlar gerekse erkeklerde Milli takım teknik direktörlüğü görevine yabancı hocaların getirilmesi gerektiğini ve mevcut judo antrenörlerimizin de yurt içinde yine yabancı antrenörler tarafından eğitim ve seminerlerle, yine yurtdışına gönderilerek, antrenör kurs ve seminerlere katılarak teknik, taktik ve bilgi seviyelerinin yükseltilmesi gerektiğinin altını çizmiştim.

Japonlara güreş sporunu öğretmek için Japonya'ya giden Halil YÜCESES hocanın, orada judoyu öğrenip 1960'lı yıllarda Türkiye'ye dönerek önce askeri ve polis okullarından başlayarak judoyu öğretmesine ilaveten nasıl ki, Fransız Novovicth, G.Koreli Ra, Japon Yoshimura ve Yodaya, Azeri Hacı gibi antrenörler modern judonun Türkiye'de gelişmesini sağladılarsa bugün de yine Türk judosunu, Dünya judosu seviyelerine çıkaracak yabancı teknik direktör ve antrenörlere ihtiyacımız olduğu inancını taşımaktayım.

Temmuz 2009